OUR DAYS

Pandalar için Yaptıklarım

From: Robi / Dec 28, 2020

Bağış toplama (fundraising) Kanada’da, hatta tüm Kuzey Amerika’da cok yaygın. Bu hareketin nasıl bu seviyeye ve günlük hayatın bir parçası haline geldigini bilmiyorum. Belki yaptığın katkıları gelir vergisi matrağından düşebiliyor olman bir etkendir veya amacına inandığın bir kuruluşa küçük de olsa yardımda bulunmanın verdiği haz, bu coğrafyada daha fazla ete kemiğe bürünüyordur. Altında yatan nedenler araştırma konusu olabilir, ancak bağış toplama (fundraising) hayatın gercekten çok içinde.

Günümüzün bir başka gerçeği de spora daha fazla zaman ve para ayırıyor olmamız. Takım sporlarına ek olarak, yürüyüş veya jogging gibi bireysel sportif faaliyetlere ilgi artarak devam ediyor. Dışarıda hava sıcaklığı ne olursa olsun; kar-kış demeden kendini sokaklara atan milyonlar var.

İşte bugünkü yazımın konusu bu iki olgunun bileşimi. World Widelife Fund (WWF), doğal hayatı ve özellikle nesli tükenmesi muhtemel hayvanları korumayı amaç edinmiş uluslararası bir organizasyon. Bu kuruluş, hem bağış toplamak hem de dünya ekosistemindeki kötü gidişat hakkındaki bilinirliği arttırmak amacıyla 30 senedir Toronto’da bir kampanya düzenliyor: CN Tower Climb for Nature (Doğa için CN Tower’a tırmanış).

Toronto Panaroma from Toronto ferry – photo credit to Robi Bahar

CN Tower, Toronto şehir merkezinin ikonik simgelerinden biri. 1976 yılında inşa edildiğinde bir anten kulesi olarak düşünülmüş ancak gecen yıllar onu bir turistik destinasyona çevirmiş. 553 metre yüksekliğindeki bu kule, her sene Nisan ayının ilk hafta sonu  WWF için bağış toplayanlara kapılarını açıyor. Ancak ufak bir detay var. Bu doğaseverler (!), ziyaretçilerin kullandığı asansörlere binmek yerine, CN Tower’ın zirvesine çıkmak için merdivenleri tırmanmak zorundalar. 114. kata, 1776 basamağı aşarak ulaşmak gerekiyor. Sportmen Billy oğlum, Albi’nin gazıyla 2019 yılının baharında biz de bu işe giriştik. Zaten pandaları kim sevmez, değil mi?

Pazar sabahı erkenden yola çıktık. Tırmanış saat 9’da başlayacaktı. Mirey ve Orli bizi kulenin dibinde bıraktılar. Yanınızda telefon dahil, hiçbir şey getiremiyorsunuz. Bir kayıt masasından geçip merdivenlere doğru yöneldik. Etrafta genci, yaşlısı, çoluk çocuk, yüzlerce katılımcı var. Kimileri firmalarını tanıtan kurumsal t-shirtler giymis. Kimileri daimi katılımcı olduklarını belirten geçtiğimiz senelerin tırmanış t-shirt’lerini üzerlerine geçirmiş. Açıkcası bu kadar bir heyecan beklemiyordum. “Aslında her yaştan geniş bir kitle olması iyi bir şey, değil mi? Onlar yapabiliyorsa ben de tırmanırım 1.776 basamağı, değil mi? Ne kadar zor olabilir ki, değil mi?’’ Bu arada Albi’den klasik tavır “Aman babaaa! ‘’

Merdiven dedikleri, bildiğin yangın merdiveni. Dışarıda değil, içeride. İki kişinin yanyana durabileceği genişlikte, betondan, her iki yanında mavi renkli demirden trabzanları olan merdivenler. Saat tam 9’da start verildi. Atletik tipler, merdivenlerin sol tarafından hızla tırmanmaya başladılar. Albi ile ben ise nispeten yavaş güruhla birlikte merdivenin sağ tarafında kaldık. “1,2,3… Bir katta 15 basamak var. İyiymiş canım…” Birkaç kat çıkmıştık ki Albi, “Baba ben soldan hızlıca çıkayım, yukarıda buluşalım mı? diye sordu. Ne desem, “Tabii, oğlum; sen çık, ben de hemen arkandan yetişirim” dedim. Aslan oğlum, soldan fırladı, gitti. Ben yavaş, ama tempolu adımlar ile sağdan devam. İçimden de “Hadi Robi, yaparsın; şunun şurasında kac kat kaldı ki?‘’ şeklinde kendimi motive etmeye çalışıyorum. Her iki katta bir, sorumlu bir sağlık çalışanı bekliyor. Katılımcıları izliyor, yardıma ihtiyacı olan var mi diye bakıyor. Her merdiven setinin başında da kocaman bir sayı, kaçıncı katta olduğunuzu size gösteriyor. Neyse, 20. kata ulaştığımda, sanki ciğerim ağzımdan çıkacak diye hissettiğimden olsa gerek, şu ilk yardımcıya “daha kaç kat var?” diye sorma gafletinde bulundum. O kadar hazırlıksız katılmışım ki bu faaliyete, toplam kaç çıkılıyor, ne kadar sürecek vs. bile öncesinde bakmamıştım. Neyse adamdan “yarısını bitirdiniz” şeklinde bir yanıt beklerken, “94 kat daha var” demesin mi! İşte on an, yıkıldığımı hissettiğim andır. Adamın yanında yavaşça yere çömeldim. “Ben ne yaptım?” diye düşünmeye başladım. 20-30 saniye öyle hareketsiz durduğumdan olsa gerek, adam “İyi misiniz, bir şeye ihtiyacınız var mi?” diye sormak zorunda hissetti kendini. “Yok, yalnızca biraz soluklanıyorum” dedim yalandan…

Tırmanmaya devam ettim mi? Ettim. İçimden diyorum ki “her 5-10 kata bir duracağım. Biraz dinlenip öyle devam edeceğim. En iyisi kendime bir tavşan bulayım.” Hani koşu yarışlarında en önde koşan, sporcuları hızlanmaya motive eden koşucular var ya, o hesap. Bir amcayı gözüme kestirdim. Beyaz saçlı, zayıfcana, taş çatlasa 70’lerinde bir amca. O da benim gibi sık sık durup dinleniyor. İlk başlarda tempomu onunla senkronize ettim doğrusu. 50.- 60. katlardan biriydi sanırım. Yine dinlenme molasındayım! Bu amca ile göz göze geldik. “Yapabiliriz değil mi” dedim soluk soluğa. Gülümsedi, “tabii ki, yaparız.” Gazı da aldık, yola devam!!

Arada sırada gayrı-ihtiyari kafamı çevirip arkama bakıyorum. Onlarca insan merdiven çıkıyor. Genci yaşlısı, kadını erkeği, beyaz, siyah, çekik gözlüsü… Bu saatten sonra istesem de geri dönemem. Zaten tek yol, yukarı çıkan. Babalığa de konduramıyorum zaten. Yarı yolda bıraksam Albi’ye ne derim? Tüm bu düşünceler kafamda dans ederken 100. kat yazısını gördüm. Artık yüzüp yüzüp kuyruğuna gelmiştim… Yukarıdan da sevinç çığlıkları, tezahüratlar duyuluyor. Sonunda 114. kata ulaştım. Basamakların tepesinde ellerinde ponponlar,  kızlı erkekli bir grup bağıra çağıra tezahürat yapıyor.  Kapağı açık bir bavulun içinde büyükçe bir buton var. Tırmanışı tamamlayan herkes bu düğmeye basıyor. Büyük bir heyecan ile ben de tüm avucumla dokundum. Artık zirvedeyim!

Albi beni bekliyordu. “Nerede kaldın, baba? Valla beklemekten sıkıldım!” demez mi? “Oğlum, gelebildildiğime şükret” demedim tabii. CN Tower’in tepesi ana baba günü. (Ahh ahh Covid öncesi günler…)  Su içip biraz soluklandıktan sonra Toronto manzarasını seyre daldık, kulenin inşaat aşamalarını gösteren resimleri inceledik. Aşağıya iniş asansörleydi. Yalnızca, evet sadece,  58 saniye sürdü! Ya Albi’nin ve benim çıkış maceralarımız ne kadar sürmüstü? Onu da aşağıda resimlerden öğrenebilirsiniz.

Yeniden yapar mıyım? Eğer “pandalar” merdivenleri çıkarken kendilerine ettiğim küfürlerden alınmamışlarsa belki tekrar denerim; kim bilir?

              

Comments

Tali Bahar
29 December 2020 at 1:38 AM

Süper macera…konuyu ve sonunu bilsem de merakla okudum:))
Albi 16:02
Robi 37:58
Yani akil yasta degil, ayaklardadir??? Bravo Albi??????
Peki 1.gelen kac dk.da cikmis o kadar merdiveni?
Bir de bir sonraki sefer Orli ve Mirey’i de sahnelerde görmek istiyoruz??



Robi
29 December 2020 at 9:49 AM

2019’da birinci gelen ne kadar surede bitirmis bilmiyorum ama rekor 9 dakikaymis. Ortalama bir katilimci ise 30-40 dakika arasinda tamamlarmis. Yani anlayacagin, ben o kadar da kotu degildim, ama Albi superdi, tabii.

Mirey ve Orli’den pek umitli degilim. 🙂



Ethel
2 January 2021 at 3:39 PM

Valla bravo robi vazgeçmedin helal olsun. Albiye ayrı tebrik çok iyi zamanlama. Şahane bir anı olmuş. Pandalar duymadı küfürleri alınmamışlardır



Comments are closed.