CORONA DAYS

Corona’nin Getirdikleri – 2 (Somonların Yolculuğu)

From: Mirey / Dec. 24th, 2020

Kanada’ya taşınana kadar doğa ile sandığımız kadar çok içiçe olmadığımızı farkettim. Evet, sahilde yürüyüşler yapmayı veya haftasonları piknik ve açık alan gezilerini, çoğunlukla AVM dolaşmalarına tercih ederdik, ama yine de somonların yumurtlama mevsimini öğrenip ve hatta hangi nehirlerde dolaştıklarının izini takip edecek seviyede hiç ulaşmamıştık. Belki bu da bize Corona’nın ve Kanada hayatının kazandırdıklarından biridir.

Corona sayesinde, değişik şeylere bakmayı ögrendik. Tiyatro biletleri veya müze gezilerimiz malum son 9 aydır askıya alındı. Fakat hala yeni şeyler öğrenmeye, beynimizi ve vücudumuzu aktif tutmaya ihtiyacımız var.

Havalar güzelleştiğinden itibaren, yani Haziran’dan beridir, sürekli değişik parkurlar ve yürüyüş alanları için açmıştık radarlarımızı. Kimi evimize kısa mesafede, kimi arabayla 15-20 dakikada ulaşabileceğimiz uzaklıkta, günümüzü geçirebileceğimiz bu aktivitelerden müthiş zevk aldık. Yazın nereleri keşfettiğimiz, hangi göllere ve ormanlara gittigimiz farklı bir yazı için malzeme olabilir. Corona’nın gölgesinde kendimizce iyi idare ettik diyebiliriz. Ama bu yazının ana konusu olan somonlara tekrar dönecek olursam; yine değişik bir faaliyet arayışımız bu muthiş doğa olayını bulmamıza vesile oldu.

Buradaki deyişle “Salmon Run” (Somonların Yolculuğu) her sene Eylül ayı itibariyle başlayan, yaklaşık 4 haftalık bir süreçmiş. Aslında biraz da hava sıcaklığına bağlıymış. Eylül ayında yağan ilk yağmurlardan sonra havalar 10 derecelere inmeye başlayınca hayatlarının sonuna gelen somonlar, dolaştıkları okyanustan doğdukları akarsulara geri dönüp yumurtalarını bırakıyorlarmış. Bir nevi, ölüm yolculuğu diye düşünmüstüm önceden. Ama somon yolculuğunun hikayesini daha detaylı okuyup izleyince doğanın gizemi karşısında hayranlığım daha da arttı.  

Öncelikle etrafımızda bu somon yolculuğunu izleyebileceğimiz yerleri inceledik. Etobicoke, Mississauga veya Scarbarough’daki akarsular içerisinden biz sonuncusu olan Highland Creek’e gitmeyi tercih ettik. Sağolsunlar, Pazar yürüyüşlerimizi beraber yaptığımız, sevgili Medi ve Serra, önceden araştırmalarını yapmışlardı. Tarih Ekim ayının ortasıydı ve hala somonların yolculuk mevsiminin içinde gözüküyorduk. Vardığımız parkta, alçak bir dereciği görünce merakımız iyice arttı. Su yüksekligi 5 ile 10 santimlik bol taşlı bir su yatağıydı bu. Parkın içinde, dere boyunca ilerlediğimizde etrafta bizim gibi somonların peşine düşmüş başka doğaseverlerle birlikte yaklaşık 3-4 km ilerledik. Zaman zaman nehrin içinde dolanan ve taşları zıplaya zıplaya aşmaya calışan tek tük somonlarla karşılastıysak da daha çok ölü balıklar takıldı gözümüze hep. (LİNK‘e basınız.) Sanırız yolculuklarının sonuna tanıklık ediyorduk. Bu somonlar kendi doğdukları sulara geri dönerlermiş hep. Doğumlarından sonra, yaklaşık 1 yıl kadar büyüdükleri bu akarsularda ilerleyerek okyanusa ulaşırlarmış. Okyanusta da en az 3-4 sene daha yaşarlarmış. İçlerindeki pusula ve geri dönüp yumurtalarını bırakma misyonları hayranlık uyandıracak bir gizem değil mi?

Bu konu üzerine yapılan çalışmalar hakkında seyrettiğim bir video, doğdukları balık üreme çiftliğinden uzaklaşıp 2 yıl sonrasında yine aynı ciftliğe geri döndükleri, kuyruklarındaki metal etiketlerden anlaşılan somonların yolculuğunu anlatıyordu. Cidden çok ilginç. Bu balıklar geri dönüşe geçtiklerinde artık yemek yemiyormış. Böylece daha hareketli ve çevik olabiliyorlarmış. Azıcık bir suda, akıntıya karşı rahatlıkla ilerleyip taşlardan seke seke, hatta gerekirse 3 metre yüksekliğe kadar zıplaya zıplaya müthiş yollar katedebiliyorlarmış. En sonunda da kendi doğdukları akarsularda yumurtalarını bırakıp ölüyorlarmış. Müthiş bir hikaye! Biz, maalesef  somonların bu koşusunda sanırım son haftaya denk gelmistik. Yürüdüğümüz parkur boyunca belki 10 -15 tane ölmüş somona rastladık. Suyun icinde hala yüzenler ise çokça yorgun ve son günlerini yaşayanlardı.

“Bu somonlar yakalanmıyor mu, yenmez mi?” diye sorabilirsiniz. Yumurtlamaya gelen bu balıklar artık tüm enerjilerini harcamış oldukları icin, hem renkleri solmuş hem de tüm yararlı yağları bırakmış olurlarmış. Dolayısıyla sanırım bildiğimiz somon balığının vereceği tadı ve yararı kalmamış oluyor.

Evet, doğanın muhteşem bir mucizesi! Doğdukları yere, yeni can yaratmaya-yumurtlamaya dönen ama aslında hayatlarına son vermeye gelen somonların hikayesi bu. Üstelik bu yolculuk için müthiş bir azimle ve icgüdüyle hareket edenlerin yolculuğu. Önümüzdeki sene biraz daha erken davranıp bu sefer Ekim ayına kalmadan bu balıkları selamlamaya karar vererek uğurladık onları.

Öğrenecek daha ne çok şey var!